Nuh peygamber kızlarına,
gelinlerine ve yaşlı kadınlara vücutlarını uzun ve
geniş elbiselerle örtmelerini buyurdu. Saçlarını yazmayla
örtmelerini buyurdu. Fakat yüzlerini açık bıraktı.
Türk imanların, (Türkmenlerin) yüzünde Yüce Tanrının
nuru tecelli eder. Onun için onların yüzüne Yüce Tanrının
nur meşalesi olan güneşin şulesi düşmeli, buna engel olunmamalıdır.
Çocuğunuzun ve zevcenizin yüzüne vurmayın.diye, Nuh
peygamber vasiyet ederdi. Ağızlarına gelince, örtmelerini
buyurdu. Bu örtü zamanla yaşmak halini aldı. Kızlara, gözleri
bir erkeğin yüzüne düşünce elbiselerinin yeniyle gözlerini
kapatmayı, uygunsuz sözler işitince yenlerini ısırmayı
buyurdu.
(10-11.sayfa1)
Nuh peygamber gençlerin hata yapmamalarını,
yanılmamalarını istiyordu. O şöyle vaaz ediyordu:
Büyükler bir kez yanılırsa, küçükler
bin kez yanılır. Evde baba yanılsa, oğul yanılır;
ana yanılsa, kız yanılır; babalık ve analık
(kaynana ve kaynata) yanılsa, gelin yanılır. Bunun için
Türk İman ev adabını ihdas etti.
(11.sayfa)
Evin süsü, yakışığı
kızlar, gelinlerdir
Kızlarınızdan
gelinlerinizden zümrüt taşları kıskanmayın. Nerede
varsa bulup getirin, onlara verin. Kızının, gelininin
kalbini kıran Türk iman (Türkmen) değildir. Onlar fıtraten
nazik oldukları için gönülleri de naziktir. Onlara nazik
davranmak isterseniz gönüllerini alın. Değerli taşları
boyunlarına, arkalarına, göğüslerine taksınlar.
Ama yüzlerine dokunmayın, yüzün kendisi bin zümrütten değerlidir.
Ulu Tanrının kalpteki sevgisi, nuru yüzde temerküz edip dünyaya
meşale olur. Böyle yaparsanız onlar daha bir güzel görünür,
nazik olur, gönlünüzü açar, ruh verir. diye, Nuh Peygamber
vasiyet ederdi. Her zaman Evin süsü, yakışığı
kızlar, gelinlerdir. Gül bahçede güzel; gelin, kız evde.
derdi.
(12-13.sayfa)
X. Asır tarihçisi İnb-i
Fadlan, Türkmenler hakkında şöyle demektedir; Türkmenler komşuları
gibi kadınlarının ve kızlarının yüzlerini
örtmezler, onların kadınları özgürdür. Ancak onlar
azgınlık nedir bilmezler demektedir. Türkmenlerin kadınları
bütün zamanlarda ar ve namuslarına hiç bir leke değdirmeden
yaşamışlardır.
(105-106.sayfa)
Türkmenistan sıcak bir ülkedir.
Renkli, coşkulu, ıtırlı ve güzel baharının ömrü
çok kısa olup bir iki ay sürer. Yılın kalan
vakitlerinde sararan tarlalar ve samana dönüşen bozkır, sarı
keder, sarı tasa olarak kalır. Türkmen gelin ve kızlarının
giydiği parlak, açık yeşil, kırmızı, pembe ve
menekşe rengi kıyafetler, kısa bahar mevsimini yıl
boyunca devam ettirir.
(180-181.sayfa)
Yeni evlenen genç ilk günden eşine saygı göstermezse,
onu her nefesinde incitir, itibarını zedelerse, gerek kaynana,
gerekse kaynata o geline uzun süre hürmet etmez. Onların saygı
duymadığı kadına komşu da, akarabalar da saygı
duymaz. İşte bundan sonra gelin günün altında, yerin üstünde
kendi hayatı için mücadele etmeye başlar, ne kocası ile
kavga çıkarmaktan geri durur, ne kayın tarafına, komşularına
zehrini dökmekten. Dede Korkut kötü eşten sizi Allah korusun buyurmuş.
Ama kötü eşten Allah korumaz. Çünkü kadından ejderha da kaçar
demişler.
(371.sayfa)
Eve
gelen gelini aileye alıştırmak
Eve gelen gelini (gelin kelimesi gelen kelimesindendir)
aileye alıştırmak, ailenin adabı muaşeretini ona öğretmek,
onu yeni yaşama alıştırmak, kocanın, kayınların
görevidir.
Türkmenlerin güzel bir geleneği var; yeni gelin
eve geldiğinin ertesi günü, kayınpederine, kaynanasına
eğilip selam verir, sonra kızlar onu komşu, yakın
akrabaların evlerine götürürler. Gelin onlara da saygı göstererek
eğilip selam verir. Böylece gelin Türkmenin bu hikmetli geleneğine
uyarak yakınlarına karşı ilk vazifesini yerine getirmiş
olur. Demek ki, siz evlenen gence saygı duyuyorsanız onun
ailesine de saygı göstermelisiniz. İşte ilişkiler böyle
saygı ile başlar. Bu saygı, bu hürmet zamanla büyük
sevgiye, büyük dostluğa dönüşsün. Yeni gelen gelin ailenin, köyün
en sevgili, en görkemli gelini olsun. Muhterem erkekler bu durum
sizlere bağlıdır.
(371.sayfa)
|