Büyük bilge Dede Korkutun, vecizelerinden üç
tanesine özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum:
Ululemir (devlet başkanı, idareci) hakkı,
Tanrı hakkıdır.
Baba hakkı, Tanrı hakkıdır.
Ana hakkı, Tanrı hakkıdır.
Hak sözcüğü hukuk sözcüğüyle eş anlamlıdır,
aynı şeydir.
Böylece Türkmen, bu dünyada, yeryüzünde, toplumda,
Tanrı hakkını sadece üç şahsiyete: Devlet başkanına,
babaya ve anaya tanımıştır. Devlet başkanı hakkı,
her vatandaşa devlet başkanının önünde bazı
sorumluluklarının olduğunu anlatmaktadır. Baba ve
ana hakkı, evlatların onlara karşı
yerine getirmesi gereken sorumluluklarını
anlatmaktadır.
Borç demek, vereceği olmak demektir.
(311-312.sayfa)
Evlat dünyaya gelmesine sebep olduğu için
anne-babasına minnettardır.
Evlat yetiştirilip çevresine faydalı hale
gelmesine vesile olduğu için, ebeveynine minnettardır.
Evlat, ebeveyni tarafından topluma kazandırıldığı
için anne-babasına minnettar olmalıdır.
(312.sayfa)
İnsan, dünyaya geldiği için, Yaratana şükretmelidir.
İnsan olarak yetiştirildiği için de anne-babasına dua
edip minnettar kalmalıdır.
(312.sayfa)
Ama gençliğin yanlış değerlendirmesi şudur
ki; o, kendi kendine yetiştim zanneder. Kendisi de büyüyüp yuva
kurunca, çoluk-çocuğa karışınca ebeveyninin kendisi için
ne zahmetlere katlandığını ancak o zaman
anlayabilir. Bu yüzden Türkmenler manası hiç yitmeyecek şu kıymetli
sözleri söylemişler:
Geçimini sağlayanın kıymetini, başkalarını
geçindirdiğinde anlarsın.
Kendini koruyanın değerini başkasını
koruduğunda bilirsin.
Geçindirmek, korumak sadece maddi ihtiyaçları
temin etmek değildir. Bu vasilik, himaye demektir.
(312.sayfa)
Evladın
saadeti, anne ve babasına duyduğu saygıdadır
Anne-babanın değeri, yaş
ilerledikçe anlaşılır. Bir şeyi yitirdikten sonra onun
değeri hakkında düşünmeye başlıyoruz. Ama Türkmen oğul
ve kızları, anne ve babanın değerini daha baştayken
bilmelidir. Evladın saadeti, anne ve babasına duyduğu
saygıdadır. Bu dünyaya gelmek talihliliktir. Allah tarafından
lutfedilen hayat nimetini gerçek mutluluğa dönüştürmek, insanın
sadece kendisine bağlıdır. Hayat, Allah tarafından
lutfedilen saadet meydanıdır. Bu alanda anlamlı bir hayat
sürmek bizim sadece hakkımız olmaktan ziyade vazifemizdir.
(314.sayfa)
Allah, bana bu dünyada yaşama bahtını verdi,
ama O, beni anne sevgisinden, baba himayesinden mahrum ederek, buna
muhtaç ederek büyüttü. Bu yüzden kendim, çok erken, henüz
bekarken, evladım yokken anne-baba değerini biliyordum. Ben,
arkadaşlarımın başlarını, babaları okşadığında
kendimde eziklik hissediyordum. Babaları tebessümle karşıladıklarında
kendimi ezik hissediyordum.
Ama dert veren Allah dermanı da veriyormuş. Allah
bana, yetim olmama rağmen ezikliği, garipliği ve yalnızlığı
aşabilecek büyük manevi güç ve kuvvet verdi. Benim hem ebeveynim,
hem de hamim Allah oldu. Şimdi de yaşadığım çile dolu
ömür, başkalarından farklı olarak hayatımda edindiğim
tecrübelerim, bana, neyin ne olduğunu, ana-babanın değerini,
vatanın kıymetinin ne olduğunu başkalarına anlatma
fırsatı verdi.
Aziz evladım!
Baba, senin Allahtan sonraki ikinci hamindir.
(314-315.sayfa)
Üçüncü kale, sevdiğin, seçip aldığın
yar ile kurduğun evdir. Bu gül gibi açılacak, anlam ve mana
dolu olacak hayat kalesidir. Bu kalede anne ve babana her an minnettar
olmalısın, minnettarlığını onlara
bildirmelisin. Tutarlı hareket ve davranışlarla onların
iyi evlat yetiştirdiklerini ispat etmelisin.
Asaletin, saygınlığın, şerefin,
onlara olan hürmetin, iş ve hizmetlerin onların ömrüne ömür
katar. Hergün verdiğin selam ve yaptığın yardımlar,
minnettarlık bildiren hoş sözler sayılır. Böylece,
emdiğin sütü, yediğin ekmeği helal ettirmiş ve onların
sana gösterdiği sevginin hakkını vermiş olursun.
(315-316.sayfa)
Sen babanın mirasçısısın. Sana
sadece zenginlik miras düşmez. Babanın hem itibarı, hem de
itibarsızlığı sana miras kalır.
Babanın mirası paylaştırılır,
ama şeref-itibarı aynen olduğu gibi bölünmeden kardeşlere
geçer.
Babanın kim olduğunu unutma. Babasından
daha iyi desinler. Böyle derlerse gurur duy. Babası kadar
olamadı, derlerse utan.
Babanın bir damla tohumundan yaratıldığını
unutma.
Baban olmasaydı sen de olmazdın, dünyaya
gelmezdin. Senin yokluktan varlık alemine gelmene vesile olan
babandır.
Baban senin önceki benliğindir.
Babanı umursamazlık kendini umursamazlık
demektir. Babaya saygı göstermemek kendine saygı göstermemek
demektir. Babaya ne kadar iyilik yaparsan, kendine yapmış sayılırsın.
(317.sayfa)
Ben baba-oğul ilişkileri hakkında çok düşünüyorum.
Türkmenlerde bir söz var; Baban it ise, sen de yal ye.
Kadim zamanlarda bir veli kul, birine beddua etmiş.
-İt olup havlayasın, demiş. Allahın
kudreti ile o kişi köpeğe dönmüş. Onun oğlu, köpeğe
dönüşen babasını kapısının önünde beslemiş.
İnsanlar uyuduktan sonra oğlu köpeği yıkayıp,
tarayıp bir yalakta yemek yiyormuş. Yedi yıl boyunca köpekle
beraber yatıp kalkan oğul, birlikte yemek yemiş. Veli kul oğlunun
ihlasını görünce köpeği tekrar insan sıfatına
dönüştürerek:
-Sen yaptığın işler sebebiyle bu dünyada
it gibi yaşamalıydın, ama sen çok iyi bir oğul yetiştirmişsin.
O yüzden Allah seni yine insan sıfatına çevirdi, demiş.
(317-318.sayfa)
İnsanlar
bir zincirdir, her bir insan bu zincirin bir halkasıdır. Senin
halka olman baban sebebiyledir. Baban için yaptığın hiçbir
şeyi başına kakma, ama o senin başına kakarsa sabret,
sesini çıkarma.
(318.sayfa)
Gençliğimden sonra bende bir his oluştu. O his
zannımca her yetişkin insanda vardır diye düşünüyorum.
Zaman zaman ben kendimin, kendim olmadığımı,
sevgili babam olduğumu zannediyordum. Ben sanki kendimin değil
de onun elleriyle dokunuyordum, kendi ayaklarım üstünde değil
de, onun ayakları üstünde hareket ediyordum, kendi dilimle değil
de, onun dili ile konuşuyor gibi kendimi gördüm. Bu, ilk bakışta
tuhaf ve enteresan. Kendin yaşamasan başkasına anlatılabilecek
bir duygu değildi. Ben o zaman, kendimde babamın
hareketlerinin, özelliklerinin, davranışlarının canlandığını
hissettim. Ben, kendi içimde babamın dirildiğini anladım.
Bu duygu insanın olgunluğunu gösteren bir
duygudur.
Kendinizde bu duyguları uyandırmaya çalışın.
O zaman babanızın ömrünü devam ettirmiş, babanıza
saygı duymuş olursunuz.
Ataya saygı, vatana saygı demektir.
(318-319.sayfa)
Ana-babaya
saygı sonsuzdur. Bir kaç yıl önce bir adam ünlü bir
hocaya:
-Hoca efendi, biz Sovyet terbiyesini gördük.
Allaha inanmak istiyorum, ama inanamıyorum. Yaşım artık
çok ilerledi, ama inançsız da yaşayamıyorum, ne yapayım?
demiş.
-Allaha inanamıyorsan, ana-babanın mezarını
ziyaret et. İnancın kaynağı anne ve babadır.
Mahtumkulu: Atam-anam hürmetine, günahımı affeyle.
derken yürekten söylemiş. Ana-babana saygını koru. Allah şahsınız
için günahınızı bağışlamazsa bile, ana-babanız
hürmetine affeder.
(324-325.sayfa)
Anne ve babasını inciten insandan kaçın.
Böyle birisi hiç bir zaman insan olmaz. Annesine ve babasına
bakmayan insana inanmayınız. Böyle kişi halka, vatanına
yararlı olamaz.
Annesine ve babasına bakmayan insanın yüzüne
bakmak bile uygun değildir. Annesine ve babasına bakmayan
insana Allahın melekleri bile bakmaz.
Ana toprak, ata vatan diyoruz!
Ana, bize toprağı sevmeyi, ata ise vatanı
sevmeyi kanlarıyla, canlarıyla bize bahşetmişlerdir.
Lâl olsun, hırçın olsun, aptal olsun fark
etmez. Anne çocuğunun yüreğini anlar.
Lâlın dilini anası anlar, derler Türkmenler.
Oğlum, sen henüz bebekken, ağlamaktan başka
hiçbir şey bilmiyordun. Konuşamazdın. Söyleyemezdin, buna rağmen
senin ne istediğini biliyordum. İşte büyüdün, ama şimdi
seni anlayamıyorum diye bir ana nankör oğluna bağrını
parçalamış.
Ananın gönlünü yıkan nankör kişi hayatta
hiç bir şey kuramaz.
Anasını inciten insan, halkını da,
vatanını da incitebilir!
Anasına bakmayan insan hakkında o başkalarına
bakıyor, deseler de inanmayınız.
(325-326.sayfa)
Evlat, babanın göz nurudur, yürek bağıdır.
Evlat, anne ve babanın devamıdır.
Evlat, anne babasının yanından, edep
dairesinde rızasını alarak helalleşip ayrılabilir.
Edebin manası borçtur.
(328.sayfa)
Evladın borcu büyüktür. Evlat ömrü
boyunca hizmet etse bile, annesinin onun için uykusuz geçirdiği
bir gecenin zahmetini, babasının bir günlük emeğini ödeyemez.
(333.sayfa)