Büyük Saparmurat Türkmenbaşı 1948-Aşgabat depremi

Savaş bitti, diri kalanlar vatanına dönüp geldiler, insanların yüreğinde küçük de olsa bir mutluluk uyanacak gibi oldu. Ama o da uzun sürmedi. Tanrım, Türkmen ilini bir imtihandan daha geçirdi. 1948 yılının 6 Ekim gecesi Aşkabat’ta deprem oldu, güzel şehrimiz bir gecede viran oldu. Başkentimizde yaşayan 198 bin insandan 176 bini bir gecede şehit oldu, kalanların çoğu sakat kaldı... O felaket bizim ailemize de geldi. Akşam erkenden yatarken dört kişiydik, 33 yaşındaki sevgili annem, 10 yaşındaki ağabeyim Niyazmurat, 6 yaşındaki kardeşciğim Muhammetmurat, o gece şehit düştüler, ertesi gün şafak söktüğünde yıkılan evimizin üstünde, henüz sekiz yaşı da dolmamış çocuk halime, tek başıma düşünüp duruyordum. Bu şekilde altı gece gündüz tek başıma oturdum yedinci gün geldiler, ölen anacığımı, kardeşciklerimi götürüp İmam Kasım mezarlığına defnettiler.

O altı gece-gündüzde çocukluk devrimin bittiğini anladım. Gözümdeki yaşlar sonsuza kadar kurudu. Son defa sevgili aileme, harabenin altında yattıkları yerlere baktım, onların önünde içimden yemin ettim:

“Azizlerim, sizin ve sevgili babamın ruhu ömrüm oldukça yüreğimde yaşayacak, bana gayret, güç verecek, ben bir maksat edindim, ben sizin gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi de sizin için gerçekleştireceğim. Allah bana yardım etsin, ben maksadıma ulaşacağım!”

(42-43.sayfa)
 


Hayat beni, feleğin çemberinden geçirdi. Vatan uğruna kahramanca savaşıp vefat eden babamın yüzüne hasret kalmış, onun adıyla gurur duyarak büyüdüm. Ansızın gelen korkunç deprem bir anda beni iki gözüm misali iki kardeşimden, Kabe misali sevgili annemden ayırıp, evimi-barkımı yıktı. Köroğlu şu aydınlık dünyaya mezardan çıkmışsa(*), ben de bu aydınlık dünyaya harabelikden çıktım.

(153-154.sayfa)