Category Archives: tr

oguz-24

Oğuz Han’ın oğulları ve torunları


Neslimiz Oğuz Han’dan gelir. Oğuz Han’ın,

  • Gün Han,

  • Ay Han,

  • Yıldız Han,

  • Gök Han,

  • Dağ Han,

  • Deniz Han

adlı oğulları vardır. Her oğlunun da dört oğlu vardır.

Oğuz Hanın 24 torunundan ise 24 Oğuz boyu meydana gelmiştir. Bu boyların her birinin ayrı adı ve ünvanı vardır. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar bu 24 boya dayanmaktadırlar.

BOZOK sağ koldur

GÜN HAN Oğuzun en büyük oğlu olup, onun dört tane oğlu vardır.

Kayı, yani muhkem, kaya gibi sağlam.
Bayat, yani devletli ve nimetli.
Alaevli, (Alkaevli) yani her yerde yürürler, muvaffak olurlar.
Karaevli,yani evleri kara.

AY HAN Oğuzun ikinci oğlu olup, onun dört tane oğlu vardır.

Yazır, yani bir çok yurt onundur.
Düğer, yani toplanmak için bir yere gelirler.
Dodurga, yani mülk tutmak ve elde etmek.
Yaparlı.

YILDIZ HAN Oğuzun üçüncü oğlu olup, onun dört oğlu vardır.

Avşar, yani çevik ve ava hevesli.
Kızık, yani güçlü, düzene sokmada ciddi.
Beğdili, yani bey sözü gibi azizdir.
Karkın, yani büyük aş verici ve doyurucu.

ÜÇ OK sol koldur.

GÖK HAN Oğuzun dördüncü oğlu olup onun dört oğlu vardır.

Bayındır. Yani her zaman zengin ve nimetli.
Beçene yani iyi çalışır.
Çavuldur yani namuslu ve uzaklara adı yayılan.
Çepniyani nerede yağı görse hemen elde eder.

DAĞ HAN Oğuzun beşinci oğlu olup, onun dört oğlu vardır.

Salur yani sal, ur sözünden gelip nereye varsa kılıç ve çomağı üstün gelir demektir.
Eymür yani sayısız evli ve zengin.
Alayuntlu yani kısrakları ala ve ey atlı.
Üregir yani her zaman iyilik edici ve faydalı.

DENİZ HAN Oğuzun altıncı oğlu olup, onun dört oğlu vardır.

Iğdir yani iyilik, bütünlük, yiğitlik.
Büğdüz yani herkese hürmet ve izzet ikram eder.
Yıva yani mertebesi hepsinden üstün.
Kınık yani her yerde herkesten aziz.

(80-83.sayfa)

1948

Büyük Saparmurat Türkmenbaşı 1948-Aşgabat depremi


Savaş bitti, diri kalanlar vatanına dönüp geldiler, insanların yüreğinde küçük de olsa bir mutluluk uyanacak gibi oldu. Ama o da uzun sürmedi. Tanrım, Türkmen ilini bir imtihandan daha geçirdi. 1948 yılının 6 Ekim gecesi Aşkabat’ta deprem oldu, güzel şehrimiz bir gecede viran oldu. Başkentimizde yaşayan 198 bin insandan 176 bini bir gecede şehit oldu, kalanların çoğu sakat kaldı… O felaket bizim ailemize de geldi. Akşam erkenden yatarken dört kişiydik, 33 yaşındaki sevgili annem, 10 yaşındaki ağabeyim Niyazmurat, 6 yaşındaki kardeşciğim Muhammetmurat, o gece şehit düştüler, ertesi gün şafak söktüğünde yıkılan evimizin üstünde, henüz sekiz yaşı da dolmamış çocuk halime, tek başıma düşünüp duruyordum. Bu şekilde altı gece gündüz tek başıma oturdum yedinci gün geldiler, ölen anacığımı, kardeşciklerimi götürüp İmam Kasım mezarlığına defnettiler.

O altı gece-gündüzde çocukluk devrimin bittiğini anladım. Gözümdeki yaşlar sonsuza kadar kurudu. Son defa sevgili aileme, harabenin altında yattıkları yerlere baktım, onların önünde içimden yemin ettim:

“Azizlerim, sizin ve sevgili babamın ruhu ömrüm oldukça yüreğimde yaşayacak, bana gayret, güç verecek, ben bir maksat edindim, ben sizin gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi de sizin için gerçekleştireceğim. Allah bana yardım etsin, ben maksadıma ulaşacağım!”

(42-43.sayfa)


Hayat beni, feleğin çemberinden geçirdi. Vatan uğruna kahramanca savaşıp vefat eden babamın yüzüne hasret kalmış, onun adıyla gurur duyarak büyüdüm. Ansızın gelen korkunç deprem bir anda beni iki gözüm misali iki kardeşimden, Kabe misali sevgili annemden ayırıp, evimi-barkımı yıktı. Köroğlu şu aydınlık dünyaya mezardan çıkmışsa(*), ben de bu aydınlık dünyaya harabelikden çıktım.

(153-154.sayfa)